|

Geçtiğimiz günlerde, sürekli olarak yasaklanan bir video paylaşım sitesinde çok ilginç bir çalışma izledim. Bildiğimiz mehter takımı, çok sesli bir koro ve modern bir orkestra ile Ceddin Deden, Mehter ve Hücum marşlarını çalmış. Bu paylaşımın altına ise hatırladığım kadarıyla ikiyüze yakın yorum yazılmış. İçlerinde olumlu bulanlar da vardı, yerenlerde, birbirlerine ve hatta kimi değerlerimize hakaret edenlerde...
İşin aslı, çok sesli koronun ilk girişi ile afalladım; ancak sonrasında mehter takımının müziğe eşlik etmesi ve devamında orkestranın girişi ile ortaya çok farklı ve ilginç bir ürün ortaya çıktığına inandım. Bu büyük müzik takımı ikinci marşın sözlerine girdiğinde ise tüylerim diken diken oldu; ki mehter takımının sunmuş olduğu ses çok daha etkileyici gelmişti. Çok sesli koronun pek etkileyici olduğunu sanmıyorum. Malazgirt ile İzmir marşlarını aynı kefeye koymak pek mantıklı değil; biri tam askerî, diğeri daha sivil sonuçta ve buna bağlı olarak seslendirenlerin de tarzları önemli bir yer tutuyor bence. Sunulan üç parçanın genel durumu bence takdire layık; ancak iki türün de yeri ayrı. İyi olan tarafı, eski ile yeniyi ancak bu kadar birbirine uyumlu hâle getirebilirlerdi sanırım ve eski hâlinin de yeni hâlinin de bizim olduğu için, ayrı bir ulusallık ve bağımsızlık kattığını düşünüyorum. Sonuçta, Avrupa, kendi müziğini ve özellikle de askerî müziğini yaratırken bizden (mehterden) ilham almıştır. Diğer yandan, ordumuzun, hem eski ordu bandosuna, hem de yeni bir orkestraya sahip oluşu ve bu ikisini birleştirerekte güzel bir şeyler sunabilmesi onur verici bir tablo oluşturuyor bizim açımızdan.
Adı lazım olmayan siteye yüklenen çalışmanın altına yazılan yorumların önemli bir kısmı cidden üzücü ve/veya kızdırıcı. Kimisi ilk kez mehterden zevk aldığını ileri sürerken, kimisi çağdaşlaşma adı altında rezil olduğunu iddia etmiş, bir başka üye ise mehterin lâikleştirilmeye çalışıldığını öne sürüp bir güzel küfürler yağdırmış ve dahası bir başka üye Osmanlı ile 85 senede köhne olmaya yüz tutmuş Cumhuriyet diye kıyaslama yapmaya kalkmış ve sonunda da Osmanlı olduğunu, gavur Türk olmadığını belirtmiş, kimisi efendice açıklamalar ve örnekler vermiş. İşin garibi, bir sanat dalında, müzikte bile tahammülsüzmüşüz meğer. Bu konuda bile hoşgörüsüz tavır takınıp rahatlıkla TRT’nin bir korosuna, TSK’nın (ya da yanlışım varsa KKK’nın) çağdaş müzik topluluğuna hakaretler yağdırabiliyoruz. Tam bu tartışmalar yaşanırken ise, bir başkası çıkıp böyle konularda konuşmanın bilgi gerektirdiğini söyleyip bilgisi olmayanların susması gerektiğini söyleyebiliyor.
Çok değil, kısa bir süre internetin en bilinen arama motorunda yapılan araştırma ile birçok bilgi bulunabiliyor. 1826’da mehter kaldırılmış yeniçeriler ile ve 1900’lerde yeni bir girişim olmuş ve sonrası... Yeniçerilerin ayaklanması yüzünden, yeniçerilerden oluşan bir müzik topluluğu da yok ediliyor ve yıllar sonra bugün hâlâ onun eserlerini onurla dinleyebiliyoruz. Ve dahası, çağdaş cumhuriyetin ordusu, eski ve yeni iki ekibi bir araya getirip değerli ve bilinen parçaları sunuyor ve buna da küfür ediyoruz... Renkler ve zevkler tartışılmaz, herkes hürdür; ancak devletin kurumlarını aşağılamanın nedeni tatminsizlik, hainlik ya da başka ne olabilir ki... Avrupaî bir müzik ortada yok, sözler oynanmamış, besteler parçalanmamış, her şey yolunda; sadece yeni sesler katılmış ve ortaya çıkan şeye Avrupaî deniliyorsa da ne var bunda, Avrupa’ya öğreten de biz değil miydik?.. Tutun ki Osmanlı döneminde ulusal marş gibi kullanılan Hamidiye, Mecidiye gibi marşların da mehter ile pek ilgisi yok ve çağdaşlaşma (ya da başka yorum ile Batılılaşma) Osmanlı’dan başlamış müzik alanında. Eğer bu kötü bir şey ise, Cumhuriyet’i lekelemeye gerek yok...
Öyle ümit ediyorum ki bu tip çalışmalar, işini bilen kurum ve kişilerce sürdürülür. Toplum olarak eskiye hasret ve yeniye muhtaç durumdayız. İkisi bir arada güzel etki yaratıyor... Teşekkür etmek gerekir hazırlayıp sunanlara ve emek harcayanlara...
|