|

Kurtuluş Savaşı'nda katılanların listesini çıkartırsak görürüz ki, her kesimden insan, ortak bir paydada birleşerek, hiçbir ayrımı düşünmeden, yalnız "vatan" ve "ulus" aşkına can vermeyi göze alıp savaşa katılmış...
Pek çok kişinin düşüncesi, yenilmek olduğu hâlde savaşılmış ve o ilahî büyük insanın önderliğinde zafer sunulmuş Türk Ulusu'na...
Türk Ulusu gene karanlık günlerde... Biliyoruz ki, bu aralar Samsun'a ayak basacak aydın ve ileri görüşlü kimse de yok. Zaten olsa da, suikast sonucu şehit edileceği şüphesiz... Allah, Türk Ulusu'nun karşısına Mustafa Kemal gibi bir örneği çıkarmış ve bize düşen Allah'a sığınıp elimiz kolumuz bağlı beklemek değildir. Bizim görevimiz, Allah'ın bu büyük iyiliğinden yararlanarak, sunduğu örneği en iyi şekilde değerlendirmek, yani Atatürk'ün yolundan ayrılmamaktır...
Dıştaki düşmanlar bilmekte ki, Türkiye, ordularla alınabilecek bir ülke değildir. Bu durumda, yurt içinde kaos ortamı yaratıp toplumu parçalara ayırarak, kaleyi içten yıkma politikası en şahane yöntemdir. İşte bu nedenle, bize karşı oynadıkları oyun, içimizdeki, tek kuruşa vatanını, ulusunu, dinini, ailesini, namusunu satabilecek kişilikteki insan müsvettelerini kullanmaktan geçiyor. Toplumumuzu dinî, ekonomik, siyasî, etnik guruplaşmalara iterek onları ayırmak ve "tek beden gücü"nü ortadan kaldırmaktır. Bu güç henüz ortadan kalkmadı; ancak ne yazık ki zedelendi...
Türk-Kürt, Sünnî-Alevî, devletçi-kapitalist-komünist, alt sınıf-orta sınıf-üst sınıf (ekonomi), şehirli-köylü gibi ayrımlara hergün tanık oluyoruz ve pek çok kez bu farkı kendimiz yaşıyoruz. Buna neden olan ABD, AB gibi sömürgecilik imparatorlukları; aşırı sol gurupların kendilerine de zararları olduğunu farketti ve daha uysal buldukları aşırı sağ guruplara yöneldiler... Şimdi de laik-dinsiz-dinci-dindar gibi kavramlara takılmamızı sağladılar; hâlbuki bundan 20-30 yıl önce böyle bir sorunumuz da yoktu...
İslam üzerinden politika yapmanın temeline veya geçmişine inmeye gerek yok. Günümüzdeki bir sorunu, en iyi yollarla hâlletmek, şüphesiz aydın insanlarımıza ve onların yönlendirip yardımcı olduğu halkımıza düşmektedir. Gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'de bu işe yardımcı olacaktır şüphesiz.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ve erken seçim derken, yurt içinde olduk olmadık eylemler de başladı... Televizyonlara baktığımda, bir yerde Çağlayan Açık Hava Toplantısı'nın kareleri varken, bir başka yerde Taksim'deki tatsız İşçi Bayramı kutlamalarına tanık olmaktayız. İşte bu, yurt içindeki dağılmanın ve düşmanların başarılarının kanıtıdır. Zararın neresinden dönersek kârdır, şimdiden kollarımızı sıvayalım ve önümüzdeki seçimlere bakalım...
Her yurttaş gitsin sandığa ve oyunu kullansın. Oyunu kullanmayanın, devlet üzerinde konuşma ve yorumlama yetkisi yoktur. Oy verdiğiniz seçilsin veya seçilmesin, konuşmak ve gönül rahatlığına ermek için oy vermek şarttır. Peki Türk Ulusu, düşmanlarının silahını kullanarak, nasıl onları ters köşe edebilir?..
Şu an yasal anlamda, seçime katılabilecek 16-18 siyasî parti var. Bunların içinde pek çoğu zararlıdır. Kürdistan, şeriat, komünizm gibi hayalleri olan birlikteliklere yararlı demek doğru olmaz Türk yurttaşına. Bu zararlı gurupların içinde en dik başlı, sinsi ve güçlü olanı şüphesiz ki lâiklik takıntısı olanlar... Bunlara karşı el birliği ile mücadele etmek şarttır. Sağ ve sol diye ayrım yapmak, devleti bunlara dayandırarak yönetmek kadar saçma bir iş olamaz. Sağ-sol diye değil, ATATÜRKÇÜ diye düşünmek tek çıkar yolumuzdur...
Bunca parti içinde seçim yapmak gerçekten zorlayıcı ve sıkıcı bir durum. O hâlde irdeleyip yardımcı olmakta sakınca olmamalı. CHP'nin DSP ve yer yer GP ile yakınlaşması, MHP'nin her geçen gün mükemmelliyetçi yapısına kavuşması gibi durumları göz önüne aldığımızda karşımıza ne çıkar?.. Eğer illa ki sağ iseniz buyurun MHP, yok illa ki sol iseniz buyurun CHP... Hiç şüphem yoktur ki, Saadettin Tantan'ın YP'sinden vatana zarar gelsin; ama olmayacak duaya amin denmez. Kendileri de CHP veya MHP gibi ulusalcı ve merkezî bir partiye katılabilir. Diğer yandan HYP, yeni kurulmuş ve başkanının lafı sözü dinlenen takdir edilen bir oluşum. Tanınıyor mu, hayır; halkla iç içe mi, hayır. Demek ki tek bir başkanın özelliklerinden de oy verilemeyecek... Kendi kişisel görüşümdür ki, TBMM'ye yakışacak iki parti var, MHP ve CHP; ancak tek şartla, diğer ulusalcı ve Kemalist görüşlerin bu iki parti içine eklenmesi ve partilerin zenginleşmesi...
Ne kadar mide bulandırıcı bir iş ki, insanlar nereye oy vereceklerine şaşırmakta. Yaklaşan seçim günü ve güçlenen ayrılıkçı, bölücü, yıkıcı guruplar karşısında bir an önce silkinip toparlanmamız gerekiyor. Onurluyum ki, Mustafa Kemal bu ülkenin temellerini çok sağlam atmış ve hâlâ ayakta. Biz de tembellik yapmayarak bu kuleyi sağlamlaştırıp güçlendirmeliyiz. Koltuk sahipleri çıkarlarını değil, ülkelerini düşünmelidir. Yüce Allah'tan dileğimiz ve Türk Ulusu'ndan beklentimiz, bir an önce birbirine benzer siyasî partilerin birleşmesi ve güçlerini istikrarlı bir şekilde kullanması yönündedir.
Türkiye, Atatürkçü Türkler'indir!..
Armağan ÖRKİ
|